35 C
Lefkoşa
Ana Sayfa Kıbrıs Beşparmak Düşünce Grubu, Guterres’in Kıbrıs ziyaretini değerlendirdi: “Ortak zemini değiştiren somut bir...

Beşparmak Düşünce Grubu, Guterres’in Kıbrıs ziyaretini değerlendirdi: “Ortak zemini değiştiren somut bir gelişme yok”

0
23

Beşparmak Düşünce Grubu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs ziyaretini değerlendirerek, adil ve sürdürülebilir bir uzlaşının Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ile eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olabileceğini bildirdi.

Beşparmak Düşünce Grubu, BM Genel Sekreteri Guterres’in 27-29 Temmuz tarihlerinde Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından yazılı açıklama yaptı.

Guterres’in diyaloğun sürdürülmesine yönelik çabalarının önemsendiği belirtilen açıklamada, Ada’daki siyasi ve fiilî gerçeklerin kabul edilmesi gerektiği savunuldu.

Açıklamada, “Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesi; Ada’daki iki devletin yan yana, karşılıklı saygı ve iş birliği içinde yaşamasına dayanan yeni bir ilişkinin kurulması gerektiğini düşünmekteyiz.” ifadelerine yer verildi.

“Ortak zemini değiştiren somut bir gelişme yok”

Crans-Montana’da 2017 yılında düzenlenen 5+1 Konferansı’nın sonuçsuz kaldığı hatırlatılan açıklamada, taraflar arasında resmî müzakereleri başlatabilecek ortak bir zeminin bulunmadığının Guterres tarafından birçok kez ifade edildiği kaydedildi.

Bu durumu değiştirecek somut bir gelişmenin ortaya çıkmadığı ileri sürülen açıklamada, geçmişte sonuç vermeyen modellerin farklı isimler veya geçiş formülleriyle yeniden gündeme getirilmesinin çözüm üretmeyeceği görüşü paylaşıldı.

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın resmî müzakerelerin başlatılması amacıyla ortaya koyduğu dört maddelik metodolojiye de değinilen açıklamada, bunun “zaman takvimli ve sonuç alıcı” müzakereler için vazgeçilmez koşul olup olmadığının kamuoyuna açıklanması istendi.

Metodolojide yer alan “siyasi eşitlik” ifadesinin federasyon modelini çağrıştırdığı savunularak, Kıbrıs Türk tarafının yeniden ucu açık ve sonucu belirsiz bir sürece sürüklenmemesi gerektiği belirtildi.

Somut iş birliği alanlarına öncelik verilmesi çağrısı

Guterres’in, “Barışı zorla dayatamayız. Barışı ancak Kıbrıslılar, liderleri aracılığıyla inşa edebilirler.” açıklamasının önemli olduğu kaydedilirken, “Kıbrıslılar” ve “Kıbrıs halkı” ifadeleri eleştirildi.

Ada’da iki ayrı halkın, iki ayrı demokrasinin ve iki ayrı devlet yapısının bulunduğu görüşü dile getirilen açıklamada, kapsamlı çözüm için ortak zeminin olmadığı mevcut şartlarda somut iş birliğine odaklanılması çağrısı yapıldı.

Enerji, çevre, su kaynakları, düzensiz göç, doğal afetler, sağlık, ticaret ve ulaşım alanlarında kurulacak iş birliği mekanizmalarının günlük yaşamı kolaylaştırabileceği ve iki halk arasındaki güvenin gelişmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi.

Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğünün Ada’daki barışın temel güvencesi olduğu savunulan açıklamada, Türkiye’nin dışlandığı ve Kıbrıs Türk halkının hakları ile Doğu Akdeniz’deki çıkarlarının göz ardı edildiği girişimlerin başarıya ulaşamayacağı belirtildi.

Maraş açılımının yeniden gündeme getirilmesi önerildi

Üçlü görüşmede Rum tarafının mülkiyet konusunda attığı son adımların Cumhurbaşkanı Erhürman tarafından gündeme getirildiğine işaret edilen açıklamada, yapılan uyarıların somut tedbirlerle desteklenmesi gerektiği kaydedildi.

Bu kapsamda Maraş açılımının yeniden gündeme getirilmesi, deniz yetki alanlarındaki araştırmaların tekrar başlatılması ve benzeri faaliyetlerin Türkiye ile istişare içinde yürütülmesi önerildi.

Cumhurbaşkanlığına şeffaflık çağrısı

Açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının ve Cumhurbaşkanlığının kamuoyunu bilgilendirme konusunda daha şeffaf ve proaktif bir yaklaşım benimsemesi gerektiği de vurgulandı.

Gelişmelerin kamuoyuna zamanında aktarılmamasının Rum tarafının açıklamalarının tek taraflı biçimde öne çıkmasına neden olduğu savunularak, “Halkımız, Genel Sekreter’in Ada’yı ziyareti olsun, başka konular olsun, gelişmeleri Rum basınından öğrenmemelidir.” denildi.

Cumhurbaşkanının doğrudan yanıt vermeyi tercih etmediği açıklamalara karşı gerekli iletişim mekanizmalarının oluşturulması istenerek, geçmişte bulunan Sözcülük makamının yeniden ihdas edilmesi önerildi.

Beşparmak Düşünce Grubu, açıklamasının sonunda Guterres’e Kıbrıs’ta kalıcı uzlaşı arayışlarına yaptığı katkılar ve taraflar arasında ortak zemin bulunmadığı yönündeki tespiti dolayısıyla teşekkür etti.

Değerlendirme metni şu şekilde;

BEŞPARMAK DÜŞÜNCE GRUBU’NUN DEĞERLENDİRMESİ

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in 27–29 Temmuz 2026 tarihlerinde Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret, Kıbrıs meselesinde gelinen aşamanın geçmiş tecrübeler, mevcut gerçekler ve tarafların bu konudaki pozisyon ve açıklamaları çerçevesinde değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

Beşparmak Düşünce Grubu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin diyaloğun sürdürülmesine yönelik çabalarını önemsemekle birlikte, adil, gerçekçi ve sürdürülebilir bir uzlaşının ancak on yıllardır yaşananlar sonunda Ada’da ortaya çıkan siyasi ve fiilî gerçeklerin kabulüyle mümkün olabileceği kanaatindedir. Bu çerçevede, Kıbrıs Türk halkının özden gelen hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesi; Ada’daki iki Devletin yan yana, karşılıklı saygı ve iş birliği içinde yaşamasına dayanan yeni bir ilişkinin kurulması gerektiğini düşünmekteyiz.

2017 yılında Crans-Montana’da yer alan 5+1 Konferansı’nın sonuçsuz kalmasının ardından, taraflar arasında resmî müzakereleri başlatabilecek ortak bir zeminin bulunmadığı bizzat Sayın Genel Sekreter tarafından birçok kez tespit ve ifade edilmiştir. Bu durumu değiştiren somut bir gelişme ortaya çıkmamışken, Rum tarafının değişmez üstünlük arayışı nedeniyle Kıbrıs şartlarına uygunsuzluğu kanıtlanmış modellerin farklı isimler, geçiş formülleri veya yeni diplomatik girişimler altında yeniden gündeme getirilmesinin çözüm üretmeyeceği açıktır. Böyle bir yaklaşım ancak uyuşmazlığa ve Rum tarafının haksız ve hukuksuz olarak yararlandığı mevcut statükonun sürdürülmesine hizmet edecektir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın resmi müzakerelerin başlatılması amacıyla ortaya koyduğu dört maddelik metodoloji Genel Sekreter’in açıklamasında yer almış olsa da bunun “zaman takvimli ve sonuç alıcı” öze yönelik görüşmelerin başlatılması için vazgeçilmez bir koşul olduğu belirtilmemektedir. Bunun yerine, açıklamada içerik konusuna da değinilmekte, Rum lider tarafından ise “toplantılarda ilk kez özlü konuların da konuşulduğu” iddia edilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu konuya açıklık getirmesinde kamuoyumuzun doğru bilgilendirilmesi açısından yarar görmekteyiz.

Her halükârda, Grubumuz, metodoloji maddeleri arasında yer alan “siyasi eşitlik” söyleminin, artık tüketilmiş olan bir federasyon söylemi olduğunu ve halkımızın egemen eşit statüsünü tatmin etmekten uzak olduğunu, diğer yandan geçmiş yakınlaşmaların bizim için sakıncalı, halkımızı Rum tarafına üstünlük sağlayacak sözde federal bir çözüm süreci ve geleceğe sürükleyecek hususlar içerdiğini değerlendirmektedir. Kıbrıs Türk tarafının yeniden ucu açık ve sonucu belirsiz bir sürece sürüklenmemesi için bu hususlar açıklığa kavuşturulmalı; kamuoyunda ve siyasi çevrelerde dile getirilen haklı kaygılar dikkate alınmalıdır.

Genel Sekreter Guterres’in, “Barışı zorla dayatamayız. Barışı ancak Kıbrıslılar, liderleri aracılığıyla inşa edebilirler” açıklaması önemli olmakla beraber, içerdiği tanımlamalar itibariyle yanıltıcıdır. Adada, coğrafi bir tanımlamanın ötesinde tek bir “milli kimlik” olduğu varsayımına dayanan “Kıbrıslılar” ibaresi, “Kıbrıs halkı”na yaptığı atıflarla birlikte okunduğunda, Birleşmiş Milletler örgütünün Kıbrıs gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu gösterir! Adada iki ayrı halk ve iki bağımsız, egemen Devlet vardır. Bu durum, Rumların, Yunanistan’ın da aktif yardım ve desteğiyle on yıllardır sürdürdüğü Kıbrıs’ı bir Elen adası yapma kampanyası ve Kıbrıs Türkü’nün, Türkiye’nin de yardım ve desteğiyle bu yayılmacı faaliyetlere karşı duruşuyla ortaya çıkmıştır. Eğer Kıbrıs’ta tek bir halk ve tek bir milli kimlik olsaydı, o zaman Birleşmiş Milletler “neyi ve kimi birleştirmeye çalışıyor?” sorusu ortaya çıkardı.

Ada’da iki ayrı halkın, iki ayrı demokrasinin ve iki ayrı Devlet yapısının varlığı göz ardı edilemez. Kapsamlı çözüm için ortak zeminin bulunmadığı mevcut şartlarda enerji, çevre, su kaynakları, düzensiz göç, doğal afetler, sağlık, ticaret ve ulaşım alanlarında somut iş birliğine öncelik verilmelidir. Bu mekanizmalar, tarafların egemen eşitliğine ve ayrı statülerine halel getirmeden günlük yaşamı kolaylaştırabilir, iki halk arasında güven yaratılmasına katkıda bulunabilir ve Ada’nın tamamında istikrar ve refaha katkı sağlayabilir.

Rum tarafının Kıbrıs Türk halkını eşit görmeyen tutumu değişmedikçe kapsamlı bir uzlaşıya varmak mümkün değildir. Kıbrıs Rum Yönetimi’nce adanın yeni askerî yapılanmaların, bölgesel rekabetlerin ve jeopolitik hesapların parçası hâline getirilmesi çabaları, yarım asrı aşan barış ve istikrar ortamını tehlikeye atmaya yöneliktir ve uzlaşı arayışlarına hizmet etmez. Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü Ada’daki barışın temel güvencesidir ve bundan vazgeçilemez. Türkiye’nin dışlandığı, Kıbrıs Türk halkının haklarının ve Doğu Akdeniz’deki meşru çıkarlarının yok sayıldığı hiçbir girişimin başarıya ulaşması ise mümkün değildir.

İki liderin Genel Sekreter’le yaptığı üçlü toplantıda, Kıbrıs Rum tarafının mülkiyet konusunda yaptığı son girişimleri Sayın Cumhurbaşkanı’nın gündeme getirdiğini ve bunların sonuçları hakkında uyarılarda bulunduğunu yaptığı açıklamadan anlıyoruz. Bu uyarıların somut tedbirlerle desteklenmesi ve bunlar arasında bir süredir durmuş bulunan Maraş açılımının yeniden gündeme getirilmesi, deniz yetki alanlarımızdaki araştırmaların yeniden başlatılması, bu ve benzeri faaliyetlerin Türkiye ile istişare içinde yürütülmesinin etkili girişimler olacağını değerlendirmekteyiz.

Önemli diğer bir husus olarak, çağımızın algılar dünyasında kamu diplomasisinin önemine binaen, Kıbrıs Türk tarafının ve özelde karşı tarafla temasları sürdüren Cumhurbaşkanlığımızın halkımızı aydınlatma konusunda daha şeffaf ve proaktif bir yaklaşım sergilemesinin Rum tarafının manipülasyon ve çarpıtmalarını dengelemekte etkili olacağını düşündüğümüzü vurgulamak isteriz. Sayın Cumhurbaşkanı kendisi her konuda Rum liderle “polemiğe girmek” istemeyebilir; ancak bu da çoğu kez gelişmelerin kamuoyuna Rum tarafının istediği şekilde tek taraflı olarak yansımasına sebep olmaktadır. Bu noktada zamanlamanın çok önemli olduğunu önemle belirtmek isteriz. Halkımız, Genel Sekreter’in adayı ziyareti olsun, başka konular olsun, gelişmeleri Rum basınından öğrenmemelidir! Gizlilik ilkesi önemlidir; ancak bunun aleyhimize bir araç olarak kullanılmasına izin verilmemelidir. Rum liderin yaptığı birçok kabul edilemez açıklamayı Sayın Cumhurbaşkanı bizzat kendisi yanıtlamayı uygun bulmuyorsa, bunu yapabilecek mekanizmaların oluşmasına öncülük etmelidir. Geçmişte var olan ve Rum tarafının halen kullanmakta olduğu Sözcülük makamının yeniden ihdas edilmesinin bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Son olarak, Genel Sekreter Guterres’e Kıbrıs’ta kalıcı bir uzlaşı çabalarına yaptığı katkılardan, bu arayışta taraflar arasında “ortak zemin bulunmadığı” şeklindeki gerçekçi saptamasından dolayı teşekkür eder, yıl sonunda gerçekleşecek olan emekliliğinin kendisine sağlık, mutluluk ve huzur getirmesini dileriz.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz